Doç. Dr. Rüştü Yeşil

BAŞARI ALGISI VE EĞİTİMSEL DÖNÜŞÜM
01.07.2016

Doç. Dr. Rüştü Yeşil / Tüm Makaleleri

Başarı... Herkesin özlemi. Çok yönlü, çok kapsamlı bir kavram. Beklentimiz; beklentinin ötesinde; "olmazsa olmaz”ımız. Gerçekte bir sonuç. Ama öyle bir sonuç ki hem heyecan verici, bir o kadar da heyecanları törpüleyici, kimi zaman da şımartıcı.

Başarı hedefinin, yapılan tüm iş ve işlemlerde süreçle ilgili olarak belirleyici bir etkisi vardır. Ancak, neyin başarı olarak kabul edildiği, önemli ve belki de üzerinde öncelikle durulması gereken bir sorun niteliği taşımaktadır. Başarı kavramı ile süslenen ideallerin ve beklentilerin başarısızlıklarla ve ümit yıkıcı durumlarla sonuçlanması, bu sorunun önceliğini açıkça ortaya koymaktadır.

Belki de yazının sonunda söylenmesi gereken cümleyi ilk başta söylemek gerekiyor. Başarı algısını değiştiremediğimiz sürece eğitimsel dönüşümü gerçekleştirebilmemiz mümkün değildir. Çünkü başarı sonuçtur. Sonuç ise onu hazırlayan tüm etkenlerin belirlenmesinde ve gereklerinin yapılmasında temel etken olan ögedir. Beklenen ya da arzulanan sonuç, yani hedef, doğru tanımlanmadığı sürece; yapılacak tüm iş ve işlemlerin, harcanan tüm emek ve zamanın boşa gitmesi söz konusu olacaktır. Hedef doğru tespit edilmezse harcanan onca çaba ve maliyet heba olacaktır.

O halde "başarı” nedir? Bu soruyu kendimize yönelttiğimizde verebileceğimiz cevapların bir kısmını şu şekilde sıralamamız mümkündür:

  • Verilen bir işi halletmek,
  • Zorluğun üstesinden gelmek,
  • Problemi çözmek,
  • En kısa süre içerisinde, en az emek ve maliyetle hedefe ulaşmak,
  • Temel gaye, beklenen sonuç, arzulanan ve mutluluk veren bir duygu,
  • ……

Genel anlamda bu tanımlamaların hepsi doğru bir bakış açısı ya da hareket noktasını ifade etmektedir. Eğitimde başarı için de aynı tespit geçerlidir. Başka bir ifade ile eğitimde başarı da;

  • eğitim yoluyla yapılacak bir işi halledebilir hale gelmek,
  • eğitim süreçlerinde karşılaşılan zorlukların üstesinden gelmek,
  • problem olarak algılanmış bir eğitsel bir sorunu çözmek,
  • bireye herhangi bir sorunun üstesinden gelebilmesi için ihtiyaç duyacağı bilgi, duygu ya da becerileri kazandırmış olmak,
  • sorunu çözmüş olmanın hazzını ve onurunu sonuç ile birlikte hissetmek/yaşamak

Ancak bu aşamada bir başka soru, başarı algısını daha anlamlı hale getirmektedir. Başarı için ölçüt nedir? Ne olmalıdır?

Bilinmelidir ki başarıyı anlamlı kılan şey, ölçüt olarak kabul edilen değişken ya da değişkenlerdir. Başarı bir yargıyı ve kararı kapsar. Bu karar ise belirli ölçütler çerçevesinde verilebilir. O halde yapılması gereken, ölçüt ya da ölçütleri doğru belirlemektir.

Günlük yaşamda eğitimde başarılı olarak görülen kişileri başarılı olarak nitelerken nelerin esas alındığına ilişkin bir listeleme yapılırsa şunların öne çıktığı söylenebilir:

  • Başarı puanı ya da not
  • Testlerde cevaplanan doğru cevap sayısı (net sayısı),
  • Akranları arasındaki pozisyonu, konumu, sırası,
  • Öğrenim gördüğü okulun adı, bölüm vb.,
  • Yüksek not aldığı derslerin isimleri (Matematik, Türkçe, Fen Bilgisi, Resim, Müzik vb. gibi),
  • Kazandığı sınav sayısı, aldığı ödül sayısı vb.
  •  …

Elbette bu listeye başka maddeler de eklenebilir. Ancak kapsam ve niteliği pek değişmeyecektir. Dikkat edilirse bu ölçütlerin tamamına yakını, bilişsel özelliklerle ilgilidir. Bireyin duyuşsal özellikleri ve psikomotor becerilerindeki yetkinlik düzeyleri çok fazla dikkate alınmamaktadır. Başka bir ifade ile zihin ve beyin kapasitesi iyi olanlar başarılı iken duygusal ve bedensel kapasitesi iyi olmak, başarı için yeterli görülmemektedir. Hatta kimi zaman, bedensel ya da duygusal kapasitesi güçlü olanlarla ilgili yaramazlık, hırçınlık, sabırsızlık vb. olumsuz değerlendirmelerde bulunulduğuna şahit olunmaktadır.

Oysa problemi çözebilmek, zihinsel kapasite kadar duygusal olarak tahammül, sabır ve kararlılığı da gerektirmektedir. Diğer taraftan farklı alanlarda başarılı olabilmek için kasların iyi çalışması ve bedensel yeteneklerin önemli olduğu bilinmektedir. Buna rağmen genel olarak akademik başarı odaklı bir başarı algısı, insanları, yanlış değerlendirmelere ve yönelmelere sürükleyebilmektedir.

On iki yıllık eğitim sonunda üniversite kapılarına yığılan genç nesil, bilgi ve becerilerini günlük yaşama aksettiremeyen öğrenciler, başarı yolunda zorlukların üzerine gitmeyip kaçış ya da gayrı hukuki yolları tercih eden insanlar, aşırı bireysel ve pragmatik değerlendirmelerle yaşamını inşa etmenin gerçek başarı olarak algılanması, vb.. Tüm bu ve benzeri durumlar, başarı algısında toplum olarak ciddi bir sorun yaşadığımıza işaret etmektedir.

Daha önce de ifade edildiği gibi, başarının ne olduğuna ilişkin algımız değişmediği sürece yaşanan bu sorunlar, artarak ve derinleşerek devam edecek gibi görünmektedir. Bir nesil, ardından diğer nesli de toplum olarak kaybedeceğiz. Gerçek başarıyı yakalayabilmek için önce başarı algımızı sağlıklı ve bilimsel temellere uygun şekilde yeniden yapılandırmalıyız.

Eğitimsel dönüşüm, hedef olarak da nitelenebilecek başarının ve başarı algısının dönüştürülmesinden geçmektedir. Başarıyı yanlış yerlerde ya da yanlış özelliklerde aramaktan vazgeçilmelidir. Başarıyı doğru yerde ve doğru şekilde tanımlamalı; tüm enerjimizi ona göre yöneltmek ve yönlendirmek durumundayız.

Eğitimde başarı, karşılaşılan sorunları en kısa zaman içerisinde, en az emekle ve maliyetle, yetenekleri en iyi şekilde kullanarak çözebilme azim, sabır ve kararlılığı gösterebilmektir. Başarı bu şekilde tanımlandığında ve ölçülebildiğinde, eğitim çalışmalarının da amacı, kapsamı ve süreci farklılaşacak, daha bilimsel, akli ve gerçekçi bir zemine oturabilecektir.

TANITIM FİLMİ
Hava Durumu