Yrd.Doç. Dr. Davut  Aydın

GERÇEK BARIŞ
19.04.2016

Yrd.Doç. Dr. Davut Aydın / Tüm Makaleleri

Barış; başka anlamları da olabileceği gibi kelime anlamı olarak sulh, uzlaşma anlamını da taşımaktadır. Barışın benim için anlamı ise iç barıştır. Yani bireyin kendi kendisiyle barışık olmasıdır. Çünkü kendisiyle bile barışık olamayan birinin ötekiyle barışık olabilmesini beklemek biraz fazla safdillik olur.

Barışmak yani uzlaşı için bireyin farkındalığı esastır. Farkındalığı yüksek bireylerin daha az çatışma yaşadıkları araştırmalarca da desteklenen bir sonuçtur. Araştırmalar çatışmaların kaynağının gerçek dışı düşünceler olduğunu ortaya koymaktadır (Aydın, 1997). 

Özellikle de fiziksel çatışmaları iletişim beceriksizliği ortaya çıkarmaktadır. İletişim beceriksizliği ise başta bireyin kendisiyle iletişiminin olmamasıyla açıklanmaktadır. Dolayısıyla dünyayla uzlaşmak yani barışmak  için bireyin önce kendisiyle iletişim kurması ve kendini fark etmesi ardından da kendisiyle barışık olması gerekmektedir.

Peki birey kendini nasıl fark eder? Farkındalığın özünde bencil davranmamak vardır. Bencillik bireyin kendini fark etmemesine neden olur. Çünkü birey bencil olduğunda dünyanın merkezine kendini koyar her şeyi kendisinin bildiğine kendisinin doğru yaptığına inanır kendi dışındaki insanlar ona uymalı, onu dinlemeli, ona hak vermeli, onu eleştirmemeli ve yargılamamalıdır ayrıca ötekilerini kendine hizmet etmesi gerekenler olarak görür.

Böyle düşünen bir zihin yapısı elbette ötekiyle uzlaşmayı ve barışı düşünmez. Çünkü bencillik nedeniyle yaşadığı kaygı onun kendisini de fark etmesini engellemektedir. Kendini fark edemeyen bireyin ötekini fark etmesini düşünmenin biraz fazla iyi niyetli düşünce olduğunu daha önce de belirtmiştim.

Peki gerçek barışı sağlayacak bireyleri nasıl yetiştiririz. Bunun yolu bencilliğini dizginlemiş, kendini fark eden  dolayısıyla başkalarını da fark eden ve başkalarına da yaşam fırsatı veren bireylerle yapılabilir.

Aslında başkalarına yaşam fırsatı vermeyenler gerçekte kendilerine de yaşam fırsatı vermemekteler. Çünkü kendini fark etmediği için özünü ortaya koyamamaktadır. Öz benliğini yaşayamadığı için başkalarının kalıp yargılarıyla oluşmuş idealleri yaşamak istemektedir. Oysa yaşanabilecek idealler öze yakın olanlardır. Özden çok uzak idealler hayal kırıklığına uğramaya mahkumdur.

Her kim ki olduğu gibi görünemiyorsa göründüğünü doğru sanmakta ve göründüğü gibi olmaya çalışmaktadır. Bu da bireyi kendine ve dolayısıyla çevresine yabancılaştırmaktadır. Bu yabancılaşma önce bireyin kendisiyle sonra da çevresiyle çatışma olasılığını artırmaktadır.

Ve barış hayal olmaktadır…

Peki başta söylediğimiz bizi çatışmaya iten gerçekdışı düşünceler hangileridir, bunlar; ya hep ya hiç tarzı düşünmek yani insanlar ya iyidir ya kötüdür, ya dürüsttür ya değildir, davranışlar ya doğrudur ya yanlıştır gibi. Oysa hiç kimsenin hiçbir davranışı toptan şöyle veya böyle olamaz çünkü  yaşamda bir varlık-yokluk sorunundan söz edemeyiz yaşamda derece sorunu vardır. Bireyin bir günde 100 davranışı varsa ne hepsi iyidir ne de kötü iyileri de vardır kötüleri de hatta iyi kötü diye etiketlediğimiz davranışlar bile derecelendirilebilir. Yaşam ancak bu şekilde toptancı bakışla değil de perakende bakış açısıyla bakılınca daha gerçekçi duruyor. Böylece hem önce kendimizi hem de ötekilerinin değerlendirirken daha insaflı oluruz. Tabi bu insaf hem kendimizle hem de başkalarıyla  barışı getirir.

Bir başka gerçekdışı düşünce kutuplaşmışdüşüncelerdir yani ya şu yada bu biçimindeki düşüncelerimiz. Bir işi başarmaya ilişkin söylediğimiz ya yaparsın yada yapmazsın, ya bu deveyi güdeceksin yada bu diyardan gideceksin, ya seversin yada terk edersin, ya istiklal ya ölüm gibi alternatif üretilmeyen ve bireyi bağlayan düşünceler. Çatışmaların kaynağının sebebini bazı yazarlar alternatif oluşturamama derler. Bir köyde bir kız için insanlar birbirini vurur düşman olur çünkü köyde bir tane güzel, alımlı, zengin ve hoş kız vardır dolayısıyla alternatifi yoktur. Oysa şehirde öyle mi o olmazsa öteki var dolayıyla alternatif fazla, kimse kimseyi kız yüzünden vurmuyor tabi şehirde de alternatif üretemeyenler vardır, demek istediğim neresi olursa olsun makul miktarda alternatif üretilemiyorsa çatışma çıkar. Kendisiyle ve yaşamla barışık olmayan bireylerin alternatif üretemediklerini görmekteyiz. Birey kendi iç çatışmalarına alternatif üretemediği zaman intiharı bile düşünebilir.

Bir başka gerçekdışı düşünme biçimi ---meli, ---malı düşüncelerdir. Şu iş şöyle olmalı, arkadaşım bana şöyle davranmalı, şöyle düşünmeliyim gibi. Bu tip düşünme gerçekçi değildir çünkü dünyada zorunlu olduğumuz şey sayısı kısıtlıdır.

Aslında biz insanlar su, yiyecek, oksijen gibi şeyler için su içmeliyim, yemek yemeliyim, nefes almalıyım diyebiliriz. Bunlar dışındaki şeyler bireyin tercihidir. Albert Ellis’in dediği gibi "birey önce bir şeyleri tercih eder sonra tercihlerini yapmaya kendini mecbur eder ve sonra da kendini sıkıntıya sokar ve insanlar bu konuda çok mahirdir” der.

Araştırmalar bu gerçekdışı düşüncelerin bireyi yaşamın gerçeklerinden uzaklaştırdığını, gerçeklikten uzaklaşan bireyin de yaşamın gerçekleriyle başa çıkma becerilerinin yeterli olamayacağını ve dolayısıyla bireylerin çatışma yaşamamasının olanaksız olacağını göstermektedir.

Sözün özü gerçek barış ancak bireylerin kendileriyle barışması sonucu gerçekleşebilecek bir olgudur. Bu zor ama imkansız değildir yaratılan tüm varlıklar içerisinde dünyayı değiştirme gücü ve niteliğine sahip olan yalnızca insandır. Evrendeki medeniyeti kurmaya gücü yeten insan o medeniyeti yaşatacak barışı da gerçekleştirebilecek ve koruyabilecektir. Bunun için yalnız ve yalnız bireyin bencilliğini törpülemesi yeter ve gereklidir.

Bireye güven hümanizmin ana temasıdır. Bizler de gerçek hümanizmin temsilcileri olan Mevlanaların, Yunus Emrelerin, Nasrettin Hocaların, Ahi Evranların ve adlarını tek tek yazmaya kalksam bu kompozisyona sığamayacak kadar çok ve büyük bir kültürün çocukları olarak sanırım dünya üzerinde barışı tanıtma konusunda en yetkinler arasında olduğumuzu düşünebiliriz.

Unutmayalım önce kendimizle  sonra dünyamızla sonra da evrenle barışarak ancak kazan-kazan-kazanı gerçekleştirebiliriz.

Biz kazanmalıyız, öteki kazanmalı ve evrenimiz kazanmalı. 

TANITIM FİLMİ
Hava Durumu