Prof. Dr. Refik  Balay

IRKÇILIK: İNSANI ŞEYTANLAŞTIRMA PROJESİ*
01.12.2016

Prof. Dr. Refik Balay / Tüm Makaleleri

İnsanın da hayatın da kaynağı Allah’tır. Çünkü sadece odur var eden, var ettiğine şekil ve istikamet veren sadece odur. İnsan ve hayat kavramları arasında sıkı bir bağ vardır. Denilebilir ki hayatın varlığı, insanın varlığına bağlanmıştır. Bu yüzden insan hayatın merkezidir. Şeyh Galip’in;

"Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen,

Merdüm-ü dide-i ekvan olan âdemsin

Tanımlaması, insanın varlık âleminin özü (zübde-i âlem) ve gözbebeği (dide-i ekvan) olduğunu hatırlatması bakımından fevkalade önemlidir. Tüm varlık âlemi insan yeryüzünde iyi yaşasın diye adeta seferber edilmiştir. Diğer tüm varlıklar, hayatı inşa eden değil, hayata maruz kalan varlıklardır. Tüm varlıklar insan karşısında nesne iken, insan tüm varlıklar karşısında öznedir. Tüm varlıkların insan karşısındaki konumu ve rolü edilgen olmak iken, insanın varlıklar karşısındaki konumu ve rolü etken olmaktır. Bu yüzdendir ki insan dışındaki varlıklar tarih yapamaz iken, insan tarih yapan tek varlıktır. Zaman, insanın elinde tarihe dönüşür. Çünkü insan öğrenen, bilgi üreten, ürettiği bilgiden değer var eden ve var ettiği değerden sorumlu tek varlıktır.

İnsanın sorumlu bir varlık oluşu canlılar dünyasındaki özel konumuna dayanır. Bu özel konum, onun fıtrat üzere yaşamasını zorunlu hale getirir. Fıtrat üzere yaşama, insan-insan ve insan-eşya ilişkisini, insan-Allah ilişkisinden görmeyi gerektirir. Üstad Necip Fazıl:

"Seni aramam için beni uzağa attın,

Âlemi benim için, beni kendin için yarattın

Diyerek eşyanın insan, insanın da Allah için olduğu fikrini net biçimde ortaya koymaktadır. Anlaşılacağı üzere burada fıtrat kavramı kritik bir yer tutmaktadır. İnsanın fıtratı onun özüdür. İnsan ise topraktandır. "Hepiniz Âdemin çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır "kutlu sözü bu hakikatı açıkça ortaya koyarken, Aşık Veysel’in halk türküsünde de;

"Ne var ise sen de ben de

Aynı varlık her bedende

Yarın mezara girende

Sen toksun da ben aç mıyım?

Topraktandır cümle beden

Öldür nefsini ölmeden

Böyle emretmiş Yaradan

Sen kalemsin ben uç muyum?”

Denilerek insanın özünün aynı olduğu, insanların bir kısmına kalem, bir kısmına uç muamelesi yapılamayacağı hatırlatılmaktadır. Biz, babası ve annesi bir olan büyük bir aileyiz. Hz. Ali’nin, "Ya hilkatte eşimsin ya da dinde kardeşimsin” sözü bu gerçeği veciz bir şekilde ifade etmektedir. "Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Sizi milletler ve kabileler kıldık ki, tanışasınız. Muhakkak ki Allah’ın katında en üstün olanınız (ırk ya da soy olarak değil), en çok takva sahibi olanınızdır. Muhakkak ki Allah, en iyi bilen ve her şeyden haberdar olandır” (Hucurat 13) ayeti, insani üstünlüğün sadece takvada yani sorumluluk bilinci ve ahlakına sahip olmaktan geçtiğini net biçimde ortaya koymaktadır.

Kur’an, insanın dünyasında doğru ve sağlam bir Şeytan tasavvuru inşa etmeye çalışır. Şeytan, kelime olarak "şetane” kelimesinden türemiş olup "uzak oldu, uzak eden” anlamına gelir. Kur’an’ın muhtelif ayetlerinde Şeytan, insanı özünden uzaklaştıran ve onu hak ve hakikat üzerinde olmaktan alıkoyan, insanın öteki yanı olarak tasvir edilmektedir. Bu tasavvurda Şeytan, insanın sadece ötekisi değil, aynı zamanda gerçek düşmanıdır. Buna göre insan, nerede olursa olsun ve hangi çağda yaşarsa yaşasın insanı değil, sadece Şeytan’ı düşman bilecek ve sadece onu ötekileştirecektir.

Ancak, vahyin çağları aşan mesajını doğru anlamayan insan, Şeytan’ı değil, kendi hemcinsini ötekileştirdi. Bu mesele insana nereden bakıldığı ile yakından ilgili bir meseledir. Allah’ın gör dediği yerden bakanla, Şeytan’ın gör dediği yerden bakan aynı şeye baksalar da aynı şeyi görmezler. Allah’ın gör dediği yerden bakıldığında Âdem’deki ruh, Şeytan’ın gör dediği yerden bakılınca Âdem’deki çamur görünmektedir. Bir başka ifade ile Şeytan Allah’ı anlamadı. Allah’ın bak dediği yerden bakmadığı için gösterdiğini göremedi. Allah, Âdem’e üflenen ruha dikkat çekti, Şeytan onun çamuruna takıldı. Oysa insan ruhtu çamur değil, manaydı madde değil.

"Bu Âdem dedikleri el ayakla baş değil,

Âdem manaya derler suret ile kaş değil

 

Diyen Kaygusuz Abdal, insanı insan yapan asli yanın, ondaki ilahi nefes olduğunu hatırlatmaktadır. Mevlana da Mesnevi’de: "Ey bedenine hizmet eden! Daha ne zamana kadar bedenine hizmet etmeye devam edeceksin? Yüzünü sendeki İlahi emanete ruha çevir de onun eksikliklerini ikmale çalış. Çünkü sen bedenin ile değil, ruhun ile insansın” derken; İstiklal şairimiz merhum Mehmet Akif de:

"Aslında insanın insanlığı ruha bağlıdır,

Ancak O daima cisminin hizmetindedir,

Ruhunu yüceltmeye de sıra gelseydi eğer,

Belki o zaman anlardı hayatın anlamı nedir

 

Diyerek bir yerde insanı kendini bilmeye ve hayatın gayesini idrak etmeye davet etmektedir. İnsan, ruhunu bedenine, insanlığını hayvanlığına, manasını maddesine, izzetini zilletine tercih ettiği günden beri küfrün karanlık sokaklarında gezinmekte, insanlığın iyiliğine değil kötülüğüne, hayrına değil şerrine, varlığına değil yokluğuna hizmet ederek Şeytan’la ortak iş tutar hale gelmiştir.

Şeytan’la ortak iş tutan insan, fıtrat sözleşmesine kast eden, kendisine yabancılaşan, Rabbinden uzaklaşan bir varlık oldu. Oysa O ruhtu, Şeytan onu maddeleştirdi. İnsan itibarlıydı Şeytan onu değersizleştirdi. İnsan izzetli idi, Şeytan onu zillete düşürdü. İnsan büyük bir kayıpla kaybetti. Çünkü aldandı. Aldanınca kendini kaybetti, kendini kaybedince bireyselleşti. Bireyselleştikçe bencilleşti. Bencilleştikçe sorumsuzlaştı. Sorumsuzlaştıkça emanete ihanet etti. "Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bu sorumluluğu taşımaktan kaçındılar. İnsan, emaneti taşıma görevini üstlendi. O çok zalim ve cahildir” (Ahzab 72) ayeti, insanın içine düştüğü tarihsel yabancılaşma durumunu hatırlatmaktadır. İnsana can emniyeti, mal emniyeti, din emniyeti, akıl emniyeti ve nesil emniyeti emanet edilmişti. O ise üstlendiği emaneti ihanete; yüceliği alçaklığa, bilgeliği cahilliğe tercih etti. Tercihini yanlış yapan insan, inşa etmekten çok imha etmeyi, özne olmaktan çok nesne olmayı, yeryüzünde kalfa (halife) olmaktan çok alet olmayı önceledi. Tüm tercihlerini böyle yapan insandan geriye sadece bir Şeytan kaldı.

Yüce Mevla, üstün olmanın ölçütünü takvaya (sorumluluk ahlakına) ve Allah’a saygıya bağlarken, bu ölçütü terk edip üstünlüğün ölçütünü soya, sopa, renge, ırka bağlayanlar, sadece Allah’a karşı gelmekle kalmamış, aynı zamanda Şeytan’la kader arkadaşlığı yapmaya karar vermişlerdir. Zira varlık âleminde ilk ırkçılık hareketini şeytan başlatmıştır. Hz. Âdem’e ruh ve irade verildikten sonra ona saygı gösterilmesi emredildiğinde büyüklenerek bundan kaçınan, gerekçe olarak da "Beni ateşten, onu çamurdan yarattın, ben ondan daha üstünüm” diyerek Allah’ın emrine ilk isyan eden, isyanında da direten ilk varlık Şeytan olmuştur. O yüzden ırkçılık bir şeytan klasiğidir. Şeytan’ın ırkçı davranışı onu sadece cennetten çıkarmamış, aynı zamanda cehenneme giden yolda önemli bir kilometre taşı olmuştur. Şeytan ırkçılık yaparak Allah’a karşı kibirlenmiş; kibirlendikçe lanetlenmiş; lanetlendikçe Allah’tan uzaklaşmıştı. Allah’tan uzaklaşmasını yeterli görmeyen Şeytan, "Allah’tan Uzaklaşanlar Topluluğu” oluşturmaya karar verdiğinde, onlarla beraber gireceği cehennemin bütün yollarını da alımlı çalımlı, süslü ve püsküllü günahlarla düşemeye başladı. Bunca kayıp ve isyanı yeterli görmeyen Şeytan, cennette başlattığı azma ve azdırma, sapma ve saptırma operasyonlarını dünyada da sürdürmek arzusundaydı.

Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın cennetten çıkartılmalarında kullandığı taktik ve hilelerin binlercesini sahneye sürmek için süre istedi. Kendisine süre ve mühlet verildiğinde işe, Habil ve Kâbil’den başladı. Bunlar Âdemoğlunun ilk evlatlarıydı. Kâbil, kardeşi Habil’i kıskanınca yeryüzünde ilk cinayet işlendi. Kâbil, kardeşi Habil’i öldürdü. Şeytan, "Allah’tan Uzaklaşanlar Topluluğu”na ilk kaydı böylece yapmıştı. Sonradan yeryüzünde Kâbiller çoğaldı. Kâbiller, Habilleri ötekileştirip öldürürken hep aynı Şeytani mantık devredeydi: "Ben senden üstünüm”. Tarih ilerledikçe, insanlar çoğalıp yayıldıkça Şeytan da kıtalar dolaşmaya başlamıştı. Şeytan gün geldi Firavun olup Hz. Musa’nın, gün geldi Nemrud olup Hz. İbrahim’in karşısına dikildi. Gün geldi Ebu Cehil portresinde Hz. Muhammed (s.a.v) ile çatıştı. Şeytan hiçbir zaman durmadı, usanmadı. Kalıptan kalıba, şekilden şekile, suretten surete girdi. Bir gün dini, başka bir gün bilimi istismar etti. Bir gün Hitler olup hırsıyla dünyayı ateşe verdi. Başka bir gün "Tek dişi kalmış canavar suretinde”Haçlı zihniyetini ayaklandırıp Çanakkale’ye sürdü. Merhum Mehmet Akif’in ifadesiyle:

"Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına,

Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına.

 

O bir gün İbn-i Mülcem olup, Hz Ali’yi hançerledi; Yezid olup Kerbela’da Hz. Hüseyin’i şehit etti. Onu bugünlerde Suriye’de altı yüz bin insanı katleden, 12 milyon insanı yerinden yurdundan eden zalim Beşşar Esad ve onun destekçileri ülkeler (ABD, AB, Rusya ve İran) suretinde görmekteyiz. Onu yakın zamanda İslam’ın güzel yüzünü çirkinleştiren DEAŞ, küresel güçlerle ortak iş tutan ve 15 Temmuzda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bombalayan, 250 vatandaşımızı şehit edip, 2200 insanımızı da yaralayan FETÖ, uluslararası şer güçlerin taşeronluğunu yapıp, sahabeler şehri Diyarbakır’ı hendek şehrine çeviren terör örgütü PKK, PYD, YPG suretinde görmekteyiz.

Oysa yeryüzü evimiz, dağlar direğimiz, güneş kandilimiz, renkler ve diller zenginliğimiz kılındı. Ancak şeytanlaşan insan, kendi renginden, kendi ırkından, kendi dilinden öte bir şey görmedi. Kadim bir proje olan ve patenti Şeytan’a ait olan ırkçılık, her çağda ve her devirde insana kaybettirdi. Kaybeden Şeytan, kaybeden şeytanlaşan insan, kaybedilen Allah’ın rahmeti. Bir şeye yaklaşmak başka bir şeyden uzaklaşmaktır. İnsan Şeytan’a ne kadar yakın ise, Allah’tan da o kadar uzaktır. Son sözü Eflaki’ye bırakalım: "Allah’ı bulan neyi kaybeder..? O’nu kaybeden neyi bulur..?

----------------------------------

*Bu yazı, Balay, R. (2016). Irkçılık: İnsanı Şeytanlaştırma Projesi. Yerli Düşünce. 13, 12-14 sayısında yayımlanmıştır.

TANITIM FİLMİ
Hava Durumu