Prof. Dr. Refik  Balay

KÜLTÜR EMPERYALİZMİ DEĞİL, KÜFÜR EMPERYALİZMİ
05.01.2017

Prof. Dr. Refik Balay / Tüm Makaleleri

Kültür, bir toplumun bütün inanç ve pratiklerini kapsayan yaşam tarzıdır. Bu yönüyle kültür insana özgüdür. İnsanın maddi ve manevi tüm kazanımlarını içerir. Bu açıdan bakınca kültür, bilgidir, inançtır, dildir, eğitimdir, sanattır, ahlaktır, gelenektir, görenektir, hukuktur, üretimdir, tüketimdir ve tüm bunların içinde gerçekleştiği tarihtir.

"Ey insanlar! Doğrusu Biz sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi milletler ve kabileler haline koyduk ki birbirinizi kolayca tanıyasınız. Şüphesiz Allah katında en değerliniz, O’na karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Allah bilendir, her şeyden haberdar olandır” (Hucurat, 13).

"Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır” (Rum, 22).

Yukarıdaki hikmet dolu ayetlere göre bir erkek ve dişiden türeyen insanların farklı milletlere/topluluklara mensubiyetleri fıtridir. Farklı topluluklara mensubiyetin amacı kolay tanınmadır. Kolay tanınmanın nişanesi onların bilgisidir, inancıdır, dilidir, eğitimidir, sanatıdır, ahlakıdır, geleneğidir, göreneğidir, hukukudur, üretim ve tüketim alışkanlıklarıdır. Allah katında üstün veya seçkin olmanın ölçüsü, tanınma vasıtaları olan bilgiyi, dili, eğitimi, sanatı, ahlakı, geleneği, göreneği, hukuku, üretimi ve tüketimi sorumluluk bilinciyle Allah’ın rızasına, diğer milletlerin ve insanların ise yararına uygun biçimde kullanmaktır.

Emperyalizm, yayılmacılık demektir. İstila siyaseti gütme ve sömürgecilik demektir. Kültür emperyalizmi, başka ülke ve topluluklara kendi siyasi, dini, iktisadi ve kültürel pratiklerini dayatmaktır. Diğer milletlere ait olan fıtri ve farklı tanınma unsurlarını tanımamaktır. Kendi bilgi dünyasını, inanç sistemini, dilini, eğitim ve insan yetiştirme usullerini, sanatını, ahlakını, hukukunu, üretim ve tüketim pratiklerini kutsamaktır. Kendini asıl, başkalarını yedek görmektir. Kendini merkeze koymak, başkalarını kenara itmektir. Kendini yüksek, başkalarını aşağı görmektir. Kendi varlığını, başkalarının yokluğu üzerine bina etmektir. Kendini zamanın, mekânın, evrenin sahibi sanmaktır. Haddine düşmediği halde üstünlük taslamaktır. Sınırlarını bilmemek, haddini aşmaktır. Şeytanla iş tutmak, Allah’tan rol çalmaktır.

Küfür (küfr) kelimesinin manası "örtme”dir. Din dilinde küfür, hak dinin getirdiği gerçekleri kabul etmemek, onların üstünü örtmek, yok saymaktır. Allah tarafından bahşedilen yaratılışı ve bu yaratılıştan üretilen özellikleri (kimlik, bilgi, dil, kültür vb.) haddi ve hakkı olmaksızın ilk kötüye kullanıp, suiistimal aracı haline getiren kişi iblistir. Allah "Ey İblis!” dedi, "Ellerimle yarattığım (insana) saygı duymaktan seni alıkoyan neydi? Kibirli misin, yoksa kendini herkesten üstün görenlerden biri misin?” İblis: "Ben ondan üstünüm: Zira beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın!” (Sad, 75-76) diyerek ilk küfür eylemini gerçekleştirmiştir. Böylece İblis, hak dinin getirdiği ölçütleri/gerçekleri örten, yok sayan bir tavır ve davranış ortaya koyarak, kıyamete kadar gelecek İblis’lere Şeytani bir yol haritası çizmiştir.

1800’lü yıllardan başlayarak dünya sanayileşme devrine geçti. Avrupa, sanayileşme hamlesini Allah’ın bahşettiği akıl ve bilgi ile gerçekleştirdi. Etkisini dünyanın dört bir yanına yayarken bu akıl ve bilgiyi kendinden bildi. İblis’lik rollere girerek, akıl ve bilgiyle ürettiği kültürü, makinayı, üretimi, kitle iletişim araçlarını, neşriyatı, sinemayı, televizyonu, filmi, diziyi, interneti ve daha pek çok kültürel unsuru diğer insanların ve milletlerin aleyhinde bir sömürme, aşağılama ve yok etme aracına dönüştürdü. 1914 yılında İstanbul ve Konya’yı ziyaret eden Batılı Andre Gide’nin, 1000 yıl boyunca İslam’ın bayraktarlığını yapan şerefli ve aziz Türk Milleti için sarf ettiği aşağıdaki sözleri, İblis’in, bir şaheser olarak yaratılan ilk insan ve ilk Peygamber olan Hz. Âdem’e söylediklerinden ne farkı vardır. Gide:

"…Türk kıyafetleri aklınıza gelebilecek en çirkin kıyafetler; doğrusunu söylemek gerekirse (Türk) ırkı da bunu hak ediyor….(Ekzotikliğe olan muhabbetimden, kendi kendimi şovenist bir şekilde mutlu ettiğim korkusundan ve belki de tevazudan dolayı) uzun bir süre birden fazla medeniyet olduğunu, sevgi ve heyecanımızı hak eden birden fazla kültürün bulunduğunu düşünmüştüm…Şimdi görüyorum ki bizim Batı (az daha Fransız diyecektim) medeniyetimiz sadece en güzel değil, inanıyorum ki aynı zamanda "yegane” medeniyettir, yani bizlerin tevarüs ettiği Yunan medeniyeti” (Kalın, 2007) diyerek kültür/küfür emperyalizminin modern zamanlardaki en büyük temsilcisinin (İblis’nin) Batı olduğunu net biçimde ortaya koymuştur.

Kültür emperyalizminin özü, ünlü Çek yazarı Milan Kundera’nın, "Gülüşün ve Unutuşun Kitabı” adlı eserinde ise şöyle anlatılmaktadır: "Bir halkı tasfiye etmenin ilk adımı, dedi Hubl, onun belleğini silmektir. Kitaplarını, kültürünü, tarihini imha et. Sonra başka birilerinin yeni kitaplar yazmasını, yeni kültür imal etmesini, yeni bir tarih icat etmesini sağla. Çok geçmeden bu ulus, şimdi ve geçmişte ne olduğunu unutmaya başlayacaktır. Bu unutuş, çevresindeki dünyada daha da hızlı gerçekleşecektir” (Kundera, 2016).

İnsanoğlu geçmişten bugüne medeniyet kurma yolunda iki farklı damardan beslenmiştir. Bu damarların birincisini Hak, ikincisini Batıl besler. Birincisinde iyilik, ikincisinde kötülük galip gelir. Birincisinde adalet, ikincisinde zulüm yayılır. Birincisinde Peygamberler, ikincisinde tiranlar rol modeldir. Birincisi yaşatmayı, ikincisi yok etmeyi marifet sayar. Birincisi farklılığı zenginlik, ikincisi farklılığı tehdit görür. Birincisi Âdem’in masumiyetini, öze dönüşünü, ikincisi İblis’in yabancılaşmasını ve özü kaybedişini temsil eder. Merhum N. Fazıl Kısakürek, "Sakarya” adlı şiirinde medeniyeti besleyen bu iki damarı "nur ve kir” metaforu üzerinden şöyle tasvir etmektedir:

"Her şey akar, su, yıldız, tarih, insan ve fikir,

Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir.

Milletlerin tarihi, geçmişten günümüze kadar bir kesişim, etkileşim ve tanışma tarihi olması gerekirken, özellikle Batılı insanın zihninde tanışma değil, çatışma tarihi olarak yer etmiştir. Bunun en somut örneği Samuel Huntington’un 1993 yılında kaleme aldığı "Medeniyetler Çatışması” tezidir. Huntington, çalışmasının genelinde Haçlı savaşlarından Körfez savaşlarına kadar "medeniyetler” tarihini yeni bir okumayla, fakat çatışmacı bir gözle okur. Buna göre insanlık tarihi uzlaşmayan, sürekli çatışan bir medeniyetler tarihidir. Dünya tarihi yeni bir evreye girmektedir ve bu yenidünyada çatışmaların kaynağı esas olarak ideoloji ya da ekonomi değil, kültür olacaktır (Bülbül, 2007).

Kültür emperyalizmi son 200 yıldır kesintisiz ve acımasız biçimde Batı’dan doğuya, gelişmiş ülkelerden geri kalmış ülkelere bir politika olarak uygulanmaktadır. Başta Amerika ve Avrupa ülkeleri marifetiyle yoğun kitle iletişim araçları kullanılarak yürütülen bu proje ile durmadan yeni imajlar üretilmekte, üretilen imajlar piyasaya sürülmekte, bu imajlar üzerinden Batı’nın yaşam tarzı ve değer sistemi yüceltmektedir. Aynı yaklaşımlarla diğer ülke ve milletlerin kültürel değerleri ve hayat tarzları ise itibarsızlaştırılmaktadır.

Batının kültürel emperyalist operasyonları ile şahsiyet imaja, değer fiyata, ruh bedene, mana maddeye, derinlik yüzeyselliğe, bütün parçaya, kalıcılık geçiciliğe, huzurlu yaşam hızlı yaşama, toplumsallık bireyselliğe, kalıcı hevesler geçici zevklere, yarının ödülü bugünün hazzına, uzun ömürlülük kısa vadeliğe, istikrarlı süreklilik, kararsız değişkenliğe, geleceğin sevabı anın günahına, "ebedi doğruluk” "bir günlük yalana”, boğdurulmuştur.

Batı, evvelden beri hep bölücü ve parçalayıcı olmuştur. Batılı insanın dünyasında birleştirmek, bütünlemek, bir araya getirmek ve barıştırmak diye bir olgu yoktur. O yüzden Batı’lı insanın zihninde en iyi ülke, bütünlüğü parçalara ayrılmış; en iyi insan, aklı ve kalbiyle parçalanmış; en iyi toplum, yöneteni yönetilenden ayrılmış; en iyi millet aydını halkına yabancılaşmış, en iyi hayat, özü kabuğuna yedirilmiş; en iyi varoluş, bu dünyası ahiretinden ayrılmış; en iyi bilgi, marifeti faziletten soyutlanmış; en iyi ahlak, normu formuna feda edilmiş; en iyi Tanrı, gök işlerini kendine yer işlerini ise insanlara bırakmış Tanrıdır.

Dünyada bugün yaşanan krizin adını doğru koymak gerekir. Bu kriz kültür emperyalizminin ötesinde bir küfür emperyalizmidir. Yapılan veya yapılmaya çalışılan şey, Batı kültürünü başka ülkelere ihraç etmenin ötesinde, diğer ülkelerin ve milletlerin kültürünü yok etmektir. Batı gücünün yettiği yerde bunu topla, tankla, silahla ve bomba yağdırarak ve o ülkeyi bizzat işgal ederek yapmaktadır. Doğrudan işgali riskli bulduğu durumlarda düşman bellediği ülkelerde (Türkiye gibi) ya darbeler yapmakta ya da iç savaşlar çıkartmaya çalışmaktadır. Bu ikinci yöntem için gönüllü maşalar bulmakta (PKK, PYD, YPG, DHKP-C DAEŞ, FETÖ) onlara para, silah, makine, teçhizat, bilgi ve istihbarat alt yapısı sunmakta, onları özel olarak himayesine almaktadır. Batı, bu taşeron örgütleri sert yöntemler için kullanırken, uzun vadede ise yumuşak yöntem ve araçları devreye sokmaktadır. Yumuşak yöntem ve araçlar olarak sinemayı, televizyonu, interneti, basın yayın ve diğer kitle iletişim araçlarını kullanarak, meydana gelebilecek sert dirençleri kırmaya, böylece ilk iki yönteme gidecek yolları açmaya ve kolaylaştırmaya çalışmaktadır.

Batı, sistemli ve kesintisiz biçimde uyguladığı kültür/küfür emperyalizmi üzerinden algıları yönetmekte zihinleri şekillendirmekte; gerçekleri çarpıtmakta; düşmanı dost, şeytanı melek; zalimleri kahraman, haydutları insanlığın kurtarıcısı; dolandırıcıları becerikli iş adamı; hakikat tahripçilerini çağ üstü düşünür; rezalet ve hayasızlık işportacılarını büyüleyici sanatkâr; asli varlığın özünü kemiren satılmış çömezleri ebedi önder; insanlığın katillerini barış ve hürriyet fedaisi diye tanıtıp alkışlayan kitleler yetiştirerek cehennemine odun taşımaya devam etmektedir.

Böylece Batı, kısa vadede zihni bulandırmaya, orta vadede şüpheye düşürmeye, uzun vadede ise, tarihine, diline, geçmişine ve öz kültürüne yabancılaşmış karton adamları yetiştirmeye çalışmaktadır. Batı, yerli ve milli düşünme yeteneğini kaybetmiş, kendisine hizmet eden zihinleri var ettiğinde o ülke ve millet için büyük tehlike başlamıştır. Bu büyük tehlike tarih sahnesinin dışına itilmek, yani yok oluş çizgisine gelmektir. İblis, aynı oyun, hile ve yöntemlerle ilk insan Hz. Adem ve eşi Hz. Havva’yı da itibarsızlaştırarak ve onları özlerinden uzaklaştırarak cennetin dışına itmiştir. Kadim zamanların İblisi (Şeytan) ile modern zamanların İblisi (Batı), asli rol ve görevlerini terk etmiş değiller. Bu rol ve görev, kendilerine hayat, başkalarına ölüm, kendilerine varoluş, başkalarına yok oluş senaryoları hazırlamaktır. Öyleyse Batı’ya dönüp, ona şöyle haykırmak gerek:

Ey Batı!

Ey İblis Ustasının kalfası!

Namı diğer Amerika’sı ve Avrupa’sı!

Ey gelmiş ve geçmişin en yüz karası!

Ey dünya sürgünlerinin atası!

Ey Şeytan uşaklarının akıl hocası!

Ey insanlık değerlerinin imhacısı!

Ey kötülük yolunun yol haritası!

Sen dünya hayatının makro cahiliyesi,

İnsanlığın varoluş bunalımı,

Savaş ve terör liginin şampiyonu,

Modern zamanların yol kazası,

İnanma ve yaşama mevsiminin karakışı,

Huzur bahçesinin çıngıraklı yılanı,

Dünyada cennet vaadinin püsküllü yalanısın.

Ey Batı!

Sen tüm zamanların en kötüsü!

Bilgi çağında cahilliğin,

Akıl çağında ahmaklığın,

İnanç asrında şüphenin,

Aydınlık mevsiminde karanlığın,

Varlığın içinde yokluğun,

Cennet içinde Cehennemin adısın.

 Ve Üstad Necip Fazıl’ın tespitiyle de:

"Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın

Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!..


Kaynakça

Bülbül, K. (2007). Kültür ve Medeniyet Tartışmalarına Türkiye’den Bakmak. Küreselleşme, Kültür, Medeniyet (Ed. K. Bülbül), Ankara: Orient yayınları, 5-34.

Cevizci, A. (2010). Eğitim Sözlüğü. İstanbul: Say Yayınları.

Kalın, İ. (2007). İslam ve Batı. İstanbul: İsam Yayınları.

Kundera, M. (2016). Gülüşün ve Unutuşun Kitabı. 14. Baskı. (Çev: E. Bener). İstanbul: Can Yayınları.

TANITIM FİLMİ
Hava Durumu