Prof. Dr. Refik  Balay

MİLLİ İRADE, ALLAH’IN MİLLETİMİZE NURUNU TAMAMLAMASIDIR
02.03.2017

Prof. Dr. Refik Balay / Tüm Makaleleri

Varlık âlemi, her şeyin bir şeyle anlamlı bir ilişki içinde olduğunu gösterir. Toprak suyla, yer gökle, arı çiçekle, bilgi hakikatle, dil düşünceyle, hayat insanla, insan vahiyle anlamlı bir bağ kurar. Vicdansız kalbin, ruhsuz bedenin, meyvesiz ağacın hükmü neyse iradesiz bir milletin de hükmü odur. Anlaşılacağı üzere bir milletin varlığını anlamlı kılan en önemli kavram milli irade kavramıdır.

Milli irade, milletin varoluş koordinatlarının toplamıdır. Milletin varlık referanslarının bileşkesidir. Milletin aklıyla, vicdanıyla, irfanıyla hür düşünmesi, hür yaşamasıdır. Milletin geçmişinde, bugününde ve geleceğinde hiç kimsenin değil, sadece milletin ve milleti var eden değerlerin hüküm sürmesidir. Milletin diniyle, diliyle, imanıyla, ezanıyla, edebiyatıyla, şiiriyle, sanatıyla, siyasetiyle, üretimiyle ve eğitimiyle kendi özgün paradigmasını var etme kapasitesidir.

Bundan tam yüz yıl önce dünyanın en büyük ve en güçlü donanmalarını Çanakkale’nin sularına gömerek dünyanın en büyük zaferini kazandığımız günle, ondan sonraki halimizi derinden sorgulamazsak, tam kazanmışken neyi kaybettiğimizi bilmezsek vakıanın asli hüviyetini gözden kaçırmış oluruz. O tarihte Merhum Mehmet Akif Çanakkale şiirinde;

"Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor

Bir hilal uğruna Yarab, ne güneşler batıyor!”

Derken toprağa düşen binlerce bedenin, ufukta batan binlerce güneşin nedenini de özetliyordu adeta. Bu neden;

"Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım”

Mısraları ile ifade bulan milletin hür iradesinden başka bir şey değildir. Savaş meydanlarında binlerce şehit verilerek kazanılan büyük zaferler, yeni ilim, eğitim, üretim ve sanayileşme hamleleriyle taçlandırılamadı. Millet kendisine, tarihine, siyasetine, kültürüne ve kendinden olan ne varsa ona yabancılaştırıldı. Dışımızdaki haçlı takımı ve onların içimizdeki uzantıları milletin iki yakası bir araya gelmesin diye, millet iradesiyle buluşmasın diye, ya gerektiğinde darbe yaptılar ya da bu ülkenin başına terör belasını sardılar.

Milletin iradesine sınır çizenlere, siyasetin gizli odalarında millete tuzak kuranlara ilk cevap 1950 yılında verildi. Demokrat Parti ve onun merhum lideri Adnan Menderes öncülüğünde millet, kurtuluş savaşından bu yana ilk defa hem de görkemli bir şekilde iradesine sahip çıktı. Demokrat parti yılları, milletin üretim sanayileşme ve büyümesinde yeni bir hamleydi. Millet, kendi içinden çıkmış liderler ve yöneticilerle ayağa kalkmak istedi, sosyal ve iktisadi alanda kendi dönüşümünü gerçekleştirmek istedi. Yeniden varoluş ve diriliş iradesini ortaya koymak üzere iken 1960 darbesi ile bu süreç akamet uğratıldı.

 

 

Bu tarihten sonra ideolojik kamplaşmalar etrafında milletin enerjisi heba edildi. Sağcı-solcu ekseninde kamplara ayrıştırılan vatan evlatları birbirlerini yok ederken, gençlerimizin kanları ve gözyaşı üzerinden kendilerine saltanat devşirenler, milletin iradesi tecelli etmesin diye yeni ayrıştırma ve kamplaştırma senaryolarını servis etmeye hazırlanıyorlardı. 1971 ve 1980 askeri müdahaleleri, millet iradesinin budandığı, devletin ülkesiyle ve milletiyle fanusa sokulduğu bir süreç oldu. Kürtleri Türklerden koparmak isteyen karanlık zihniyet, alevi-sünni ve laik-müslüman kamplaşması üzerinden de yeni ve daha kırılgan fay hatları yaratmaya çalışıyordu. Yoksulluğu, yolsuzluğu ve ekonomik krizleri milletin kaderi haline getirenlerin ne iri Türkiye, ne diri Türkiye, ne de lider Türkiye diye bir dertleri yoktu. Türkiye’yi yönetenler aslında Türkiye’yi yönetmiyorlardı, yönetiyormuş gibi yapıyorlardı. Terörle mücadele etmiyorlardı, ediyormuş gibi yapıyorlardı. Milleti oyalıyorlardı. Batılı efendileriyle birlikte bir demokrasi oyunu oynuyorlardı. Anti-demokrat kampta idiler, ama birkaç yılda bir milletin önünü konan seçim sandığını bile millete çok görüyorlardı.

Hayatı insandan, yöneteni yönetilenden, aydını halktan, evi okuldan, dünyayı ahiretten, bilgiyi ahlaktan, geçmişi bugünden ayrı düşüren parçalayıcı Batılı kafa, devleti milletten ayırmayı, milleti devlete küstürmeyi, hatta düşman etmeyi bile başarmıştı. 28 Şubat Post modern darbesi milletin değerlerinin örselendiği, insanların inancından ve yaşam biçiminden dolayı eğitimden, üretimden, çalışmaktan uzaklaştırıldığı yıkıcı bir dönem oldu. Öz yurdunda parya muamelesi gören geniş bir kitle ya okulunu bırakmaya zorlandı, ya yurt dışına okumaya gitti, ya da işinden oldu. Dağdan gelip bağdakini kovan bir avuç jakoben, seçkinci takımı insanımızı ya İran’da, ya Suudi Arabistan’ da, ya da Cezayir’de yaşamaya layık görüyor, kendilerini Türkiye’nin gerçek sahipleri zannediyorlardı.

Bin yıl sürecek denilen sürece milletin cevabı 2002’de geldi. Muhtarlığa bile yakıştıramadıkları Recep Tayyip Erdoğan’la millet yeniden iradesine yapıştı. İradesine sımsıkı sarılınca kımıldanmaya başladı. Yüzyıldan bu yana ekonomik krizlerle, yoksullukla, yolsuzlukla, doldur-boşalt, indir-bindir hükümetlerle, terörle ve iç çatışmalarla uyutulan bir millet yeniden ayağa kalktı. Milletin ayrı, devletin ayrı, yönetenlerin ayrı, yönetilenlerin ayrı olduğu dönem kapandı. Millet devletiyle bütünleşti, iradesiyle yüzleşti. Oyuna maruz kalan devletten, oyun kuran devlete alışık olmayanlar bundan rahatsız oldular. Önce 27 Nisan e-muhtırasını denediler olmadı, milli iradenin belini kırmak için parti kapatma yoluna gittiler tutmadı. Tencereli-tavalı Cumhuriyet mitinglerinden eli boş dönenler bu sefer sokakları hareketlendirmek istedi. Gezi kalkışmasında umduklarını bulamayanlar, 17-25 Aralık FETÖ yargı darbesi ile sonuca gitmeye çalıştılar. Bu girişim de ellerinde patlayınca, 15 Temmuz gecesi içerdeki FETO, dışardaki NATO marifetiyle son kurşunlarını millete boşalttılar. Yıllarca sinmiş, uyutulmuş ve korkutulmuş bir millet gitmiş, tanklara, uçaklara çıplak elleriyle müdahale eden kahraman ecdadın kahraman evlatları zalimlere meydanları dar etmişti.

15 Temmuz, milletin kaderinin döndüğü gecedir. Yüzyıldan bu yana milletin iradesine ayar üstüne ayar verenler, ayara sokulmuştu. Millet kendi iradesini tankların paletleri altından çekip almış, bu millete tepeden bakanların, tuzak kuranların, geleceğini karartmak isteyenlerin naylon iradesini tankların altına bir bez gibi sermiştir.

Cumhurbaşkanlığı sistemi, 15 Temmuz ihanetinin yerlere çalınması, tankların paletlerinden sonra, sandıklara gömülmesi operasyonudur. Bir devrin kapanışı, bir devrin yeniden açılışıdır. Bu devletin yargısını, askeriyesini, emniyetini, eğitimini, istihbaratını, medyasını yabancılara peşkeş çekenlerin tasfiye olacakları gündür. Cumhurbaşkanlığı sistemi, milletin iradesine ve kaderine tam teşebbüsle sahip çıkacağı gündür. Milli devletin milli iradeyle, milli iradenin de milli devletle hemhal olduğu gün bu aziz milletin yeniden can bulduğu gündür. Ölüden diriyi çıkaran Allah, bu necip milleti de yeniden ihya etmeye elbette kadirdir.

Milli irade en yalın ifadeyle yeniden ihya ve yeniden inşa hareketidir. Çocuğuyla, genciyle, büyüğüyle, küçüğüyle, kadınıyla erkeğiyle, ferdiyle, toplumuyla, kurumları ve kurallarıyla dokusu bozulan bir yapının, tarumar edilen bir bünyenin aslına rücu eylemidir. Milli irade kendini bilme halinden insanlığı yaşatma idealine yürüyüştür. Bir yürüyüş ki, her adımda kararlılık, her adımda irade, her adımda cesaret vardır. Bir yürüyüş ki, en öndekilere Çanakkale şehitlerinin ruhları, en arkadakilere de Carablus ve El Bab şehitlerinin ruhları komuta etmektedir. Bir yürüyüş ki Bedrin Aslanları gökten hayran hayran seyretmekte, şehit tahtında Rabbe gülümsenmektedir.

Milli irade; dağılmış güçleri toplamak, bir babanın ayrı kalmış evlatlarını kavuşturmak, Türkü, Kürdü, Arabı Tevhit Sancağının altında toplamak, zihinlerdeki ayrılıkları yok etmek, gönüllerdeki tahribatı onarmak, fiziki ve coğrafi sınırlıkları ortadan kaldırmak, safları sıklaştırmak, çalışmayı derinleştirmek, milleti sevmekten ümmete hizmet etmekten bir an bile geri durmamaktır.

Milli irade; "Sevgililer Sevgilisi”nin ayak izlerini sürmek, sonu kutlu Nebi’nin dizinin dibinde bitecek bir sefere çıkmak, bedeni Medine’de ruhu Anadolu topraklarında gezinen Peygamberin ruhuyla soluklanmak, başı gökte ayakları yerdeki vahyin ipinden tutunmak, yüz yıllık bir Ashab-Kehf uykusundan uyanmak, sessiz yığınların sesi, kimsesizlerin kimsesi, yerinden yurdundan edilenlerin hamisi olmaktır. Milli irade; milletçe öze dönüş, kıyama duruş, Sırat-ı Müstakim üzere yaşayış, sırtını Batıya, Amerika’ya, Nato’ya değil, "Hakimler Hakimine” dayayış, adam gibi varoluş, adam gibi yaşayıştır.

Milli irade; baharı müjdeleyen milli irade cemresinin Adnan Menderesle havaya, Turgut Özal ve Necmettin Erbakan’la suya, Recep Tayyip Erdoğan’la Anadolu topraklarına düşmesidir. MİLLİ İRADE, ALLAH’IN MİLLETİMİZE NURUNU TAMAMLAMASIDIR. "Ey Rabbimiz! Bize nurumuzu tamamla, bizi bağışla, çünkü Sen her şeye kadirsin” (Tahrim, 8).

TANITIM FİLMİ
Hava Durumu