Doç. Dr. Rüştü Yeşil

SİVİLLEŞME VE SİVİL EĞİTİM ÜZERİNE
25.08.2016

Doç. Dr. Rüştü Yeşil / Tüm Makaleleri

Sivilleşme kavramı, özellikle son yirmi yıl içerisinde siyasal, toplumsal ve ekonomik yaşamın temel tartışma alanlarından biri haline gelmiştir. Ancak sivilleşme konusu üzerinde yapılan kimi tartışmaların, doğru temeller üzerine oturtulamadığı; farklı ve yanlış anlam ve içerikte yürütüldüğü dikkati çekmektedir.

Sivilleşmenin, kaynak itibarıyla Batı menşe’li bir kavram olması; verilen anlam ve gözlenen uygulamalar itibarıyla içeriğinde kültürel ve tarihi kimliğimizle örtüşmeyen taraflarının olması, onun doğru anlaşılamaması ya da yanlış bir takım çıkarımlara yönelinmesini beraberinde getirmektedir. Sivilleşme kavramının, toplumsal hafızada ilk olarak "askerî olmayan” ya da "üniformalı olmayan” gibi bir anlam çağrıştırması, bu yanlış algının bir sonucu olarak değerlendirilebilir.

"Gerçekte üniforma giymeyen ya da askeri bir kurum dışında olan her kişi, sivil midir? Ya da her şey konusunda sivil olmak mümkün müdür? Sivilliğin bir çerçevesi olmalı mıdır?” İşte bu gibi soruların cevapları üzerinde biraz düşünüldüğünde, sivilleşmenin ne bu kadar sığ ve dar bir kapsama; ne de çerçevesi olmayan bir yapıya sahip olmadığı görülecektir.

Kavram olarak sivilleşme, herhangi bir otoritenin etkisi altında kalmaksızın ve belirli kalıplara sığmayacak şekilde esnek ve farklılıklara açık olma halini ifade etmektedir. Sivilleşme; zihin, duygu ve davranış olmak üzere üçlü sacayağı üzerine oturtulmalıdır. O, yalnızca biçimsel bir dönüşüme karşılık gelmez.

Sivilleşme; zihin, duygu ve davranış dünyası üzerine oturtulması gereken; hem biçimsel hem de özde gelişim ve dönüşümü kapsaması gereken bir yapıyı ifade etmektedir. Anlık değil, süreç gerektiren bir durumdur. Buna göre üzerinde üniforma olduğu halde bir insanın sivil olması mümkün olabilirken, herhangi bir sivil toplum kuruluşunun başında bile olsa bir insan, düşünce, tutum ve davranışlarıyla sivillikten çok uzakta kalabilir.

Diğer taraftan, insana özgü olan sivillik özelliği, doğumla birlikte gelmeyip yaşam esnasında kazanılan bir niteliktir. Bu nedenle sivilleşmenin, başlı başına bir eğitim sorunu olduğu ve eğitim süreci ile gerçekleşebileceği söylenebilir. Buradaki önemli bir sorun, "nasıl bir eğitim” sorunudur. Başka bir ifade ile, nitelikli ve doğru bir sivilleşme için nasıl bir eğitime ihtiyaç duyulduğudur.

Eğitim felsefesinin ve eğitim ortamının niteliğinin, eğitim ürününü belirleyen iki önemli etken olduğu düşünülürse, sivil bireylerin yetişmesi gereken eğitimin de sivil bir eğitim olması gerektiği; sivil bir yapıda olması gerektiği söylenebilir. Bir başka ifade ile sivil olmayan bir eğitimden sivil bir bireyin yetişmesi mümkün olmayacaktır.

Diğer taraftan, insanın davranış dünyası incelendiğinde temelde iki tür davranış kalıbının olduğu görülür. Biri içgüdüsel ya da refleksif özellik taşıyan bilinç ve kontrol dışı davranışlar; diğeri ise bilinçli ve kontrol edilebilir davranışlardır. İkinci grupta yer alan davranışlar, yalnızca insana özgü olan davranışlardır ve insanı diğer varlıklardan ayırt edici bir özelliği vardır. İnsanı sorumluluk üstlenebilen yegane varlık haline getiren; böylelikle de diğer varlıkların efendisi olma ayrıcalığını kazandırabilecek boyutunu, işte bu bilinçli (iradesi dahilinde) yaptığı davranış boyutu oluşturur.

O halde insana verilecek eğitim, öncelikle, sahibi olduğu aklı doğru kullanmak yoluyla, davranışlarının sonunda karşılaşacağı olumlu/olumsuz durumu göğüsleyebilecek olgunluk kıvamına ulaştıran bir eğitim olmalıdır. Hem iradesinin ve gücünün farkına varmasını sağlayan, hem de yaptığı ya da söylediği her şeyden sorumlu olacağı bilincine ulaştıran bir eğitime ihtiyaç vardır.

Bu anlayış ve bilinci bireylere kazandırmak, sivil eğitim ya da sivilleşme eğitiminin amacını ifade eder. Bununla birlikte, bir takım acziyetleri ve toplumsal bir varlık olması gibi nedenlerle, başkalarına sürekli bağımlı olmak durumunda olan insanoğlunun tam olarak sivilleşmesi; başka bir ifade ile tamamıyla kendi istek ve arzuları çerçevesinde düşünebilmesi, sevgi ve nefret gibi duygularını oluşturabilmesi pek mümkün değildir. Bu nedenle, tam anlamıyla sivilleşmiş bir eğitimin tesis edilmesi ya da tam anlamıyla sivilleşmiş bir insanın yetişmesi ütopiktir denilebilir. Bununla birlikte insanın, ayrıcalık olarak sahip olduğu bu akıl ve irade sahibi olma özelliğinin, en iyi şekilde değerlendirilebilmesi için olabildiğince sivilleşmiş bir eğitimin tesis edilmesine çalışılması gerektiği söylenebilir.

 

TANITIM FİLMİ
Hava Durumu